hoodoothatvoodoo:

Masked


whataboutbobbed:

teddy bear essential Stereoview peep show, 1924



adanvc:

by Andrew Herman


(Kaynak: fuusion)



(Kaynak: electric-queen)




 Will Santino. The Production of Tears.

Will Santino. The Production of Tears.

(Kaynak: darksilenceinsuburbia)



Nerde kaldın ?..

Nerde kaldın ?..

(Kaynak: sashastergiou)



Derler ki; I can’t see the Picture!

Bir şeyhler oluyor ama… Ne zaman ki bir şeyi beğensem, bir şeyi sevsem; talihsizlikler zinciri işte tam da ‘O’nun boynuna takılıveriyor, oluyor. ‘Oluyor’ dediklerim basit şeyler değil. Aklıma bir çırpıda gelenleri örnek vermek istiyorum.

Mesela yolda; 4 yaşlarında bir oğlan çocuğu yolda görüp, içimden “ne tatlı şeysin sen!” deyip, yanımdan geçene kadar bakmışım çocuğa. Biraz sonra arkamdan o çocuğun ağlama seslerini duyuvermişim… Çocukcağız babasına şirinlik yapmak için çalıların arasına girmek, saklanmak istemiş. Tam da o sırada yoldan geçmekte olan arabayı, babası görüp bağırarak yakalamış çocuğunu. Dövdü, bağırdı zavallı çocuğa. “Ayh inanmıyorum, bu az önceki çocuk! Ağlıyor, kıyamam.” deyip kalıverdim.

Mesela yurtta; bir kız öğrencinin gözlerini beğenmiştim sadece, hepsi bu. Kendisine söylemedim ama, neyse. Kıza bir şeyler oldu. Hiç ders günlerini aksatmayan kız, 1 hafta yatakta yattı. “Benim gözlerim neden yaşlanıyor böyle yha!” gibi şeyler söyledi hastalanarak. Göz nezlesi mi oldu, aynı zamanda grip miydi hatırlamıyorum, ama sürekli mendille yüzünü, gözlerini sildiğini hatırlıyorum. “Durduk yere niye hasta oldum ben hiç anlamadım.” dediğinde sustum. =) Ne yapsaydım bilemiyordum zaten, e sadece gözleri güzelmiş, dedim? Yok artık…

Mesela ülke; evet, İzlanda. Evet evet İzlanda. =) Hiç de tesadüf değil gibi. Tamam, şaka gibi ama; ben bir şeyler okudum, bir şeyler araştırdım İzlanda hakkında uzunca bir süre önce. O sırada İzlanda çok güzel bir yerdi, hakkında öğrendiklerim, beni oraya gitmeye ve hatta uyum sağlarsam kalmaya yönlendirdi. Hayaller kurdum; doğal kaynakları, o sıcak sulara ayaklarımı bırakıp keyifler yapıyormuşum. Askerlik yok, savaş yok. Yaşam şartları, bir takım gelenekleri pek şukela.. (idi.) Ne yazık ki İzlanda da kısa sürede zincire boncuğunu taktı; ekonomik olarak ülke çöktü. Benim hayaller de suya düştü; sıcacık sularda gezinen ayaklarım ısınmaya, sular fokurdamaya, yakmaya başladı.

Mesela dayım; adamcağız zaten yılda 1 kez gelebiliyor Türkiye’ye. Beni pek sever, öyle diyor. Geldiğinde aramış, görüşmüştük. Aklıma geldi, ’talihsizlikler zinciri’ni anlattım. Gülüp geçelim, ‘Amaann batıl inanç bunlar!’ deyip güleriz diye anlatmışım bir bir. Su geldiğinde dayım: “- Beni çok sevme Piggy.” dedi. O an alındım, üzüldüm önce. Ama çok geçmeden, e adam da gülüyor işte, zaten komik bir tarafı da var bana bağlamanın. Hemen güldüm sonra, ‘Bak şimdi dayıcığım ya!’ demişim. Çok severim dayımı. Ayrıldı Türkiye’den. –Bir hafta sonra- Aradım göndereceği fotoğraflarımız için: “ -Ben bu hafta gönderemeyeceğim, ameliyat olmam gerekti , oldum. Ne olduğunu sorma, sonra anlatırım ama bir süre sonra gönderebileceğim. Önemli bir ameliyattı ama şimdi iyiyim.” Ben: “- Tamam dayı, bundan sonra seni çok sevmeyeceğim. “ =(

Mesela bir yol; öyle düşünüyorum ki bir doğrultu belirlesek, ben bir koordinata doğru ilerlesem, geride kalan fotoğraf; düşmüş insanlar, kazalar, hastalıklar ile dolu olacak. Ben farkında olmadan, gülerek ilerleyeceğim, ama arkada oraya buraya savrulan insanlar… YOK ARTIK!





deroli:

Vintage et cancrelats: Le Vintage Insolite - Partie 5


darksilenceinsuburbia:

Otto Björnik .
http://bjornik.blogspot.com/


theflyingmouth:

Frank Zappa and his parents

theflyingmouth:

Frank Zappa and his parents





KORE FİLMLERİ

Film: BAD GUY

Yönetmen: Kim Ki Duk

İzleyen: Kim ki Piggy

 

Kore filmlerini izlemisim bir hafta suresince, icime sinmiş ki; yaklasik 6 film-her gun izlenmis oldu. Kendimi bildim bileli, insanlarin su hayati daha baska nasil yasayabildiklerini, dunyayi nasil algiladiklarini ve diger kulturleri merak etmisimdir, tanimaya calismisimdir.  Daha baska bu hayat nasil yasanabilirdi?

Kore filmleri sayesinde de biraz da olsa Korelilerin; hayati, kadin-erkek iliskilerini, duygulari ve yansittiklarini anlamaya calistim. Minimalizm akimi ve sadeligin geldigi bir adres var ise; orasi, iste bu cekik gozlulerin geldigi yer olabilir. Tavir–eda hosluklari, bastirilmis duygulari da uzerine ekleyebilirsiniz.

Azcik kadinlik ogreneyim diye dansozlerden oryantal dersleri alan hatunlar var. Birakin zilleri, ilk firsatta Guney Kore biletlerini alin derim. Kimono denen kiyafet ,bir kadina bu kadar mi yakisir, kivrimlari ve o ipeksi kumaslari ile bu kadar mi zerafet kokar. Sac modelleri, tokalar, vucuda oturan esnek kivrimli kimonolar ve elbiseler ile yururken dans ediyor olacaksiniz, adeta.

Acikcasi Korelileri ilk izleyiste, cekik gozlu citi piti hanim kizlari, o zarif erkekleri kendi aralarinda karistirir olabiliyorsunuz. “E bu basta evde gorunen hatun simdi isyerinde olen hatun degil mi ya? N’oldu simdi burda?!..”  “Bi dakka şu Ryue’nun karisi degil miydi, nasil ya kizi mi oldu simdi?! E ayni kiz bu ?” gibi yanlis anlasilmalara yer verse de, tamamiyle insanlari birbirine benzetmekten kaynaklanan bir durum, saka gibi.  Karakterlerin yuzunde cizik, ben, sivilce gibi detaylar var ise ezberleyin bastan derim, yoksa kim kime dum duma kimkiduka, sizin de katiliminizla senaryo bambaska bir boyuta tasinir. 

 Siz de bunu karmasik cizgide bir sanat filmi sanarsiniz, aman. (Bu kadar da degil !)

Buradan sonrasi tamamiyle filmi izlemis olanlara hitap eden bir yazi olacak. Izlemeyenler icin once filmi seyretmelerini tavsiye edebilirim.

Kim Ki Duk’in izletirken  zaman zaman bizi “Bad Guy” - Hang’in yerine koydugu film. Dolayisiyla Hang’in film boyunca konusmamasi rahatsiz bile etmiyor, eksikligi dahi hissedilmiyor.  Hang’in bakislari ile onun penceresinden bakarken, onun yerine siz oturuyor  olacaksiniz sandalyeye. Tabii ki o oturmazken, diye duzeltmeme gerek yok herhalde? Boylelikle kotu espiriler kotamizi doldurduk, devam edelim.

Hayatin icinde, bir yerlerde kotu adamlar vardir. Bu adamlardan bazilari dislanir, itibar gormezler ‘yaptiklari isten oturu’. Kadinlara sorsaniz, uzak duracaklari, muhattap almayacaklari bu adamlara ortak bir cevap bulabileceginiz meslekler bulabiliriz mesela. Bir kadin saticisi? Bingo.  (Pezevenk Azerice is adami demekmis, hem de oyle boyle degil, kodaman is adami.  Bu kivrik bahaneyi one surerek bu kelimeyi kullanmayacagim. Yazinin dikkatini dagitmasin; meslekti, kufurdu anlam saptamasiyla ugrasmayalim. )

Universite ogrencisi bir hatun, bir kadin saticisi ile bir araya gelirse oradan bir ask hikayesi cikmaz gercek hayatta. Adam kotudur yaptigi isten oturu. Hatun ise onun yaninda durdugu icin iyi. Tipik iliskilerde oldugu gibi burada  ilk adimi erkek atsa dahi, hatun kisi geri cevirecektir. Bir kadin saticisi? Hayir.

Film diyor ki; ‘evet’ de mumkundur. Nasil? Ayni yasam sartlari  ve ortam saglandiginda, ogrenci kizimiz, kadin saticisini sevebilir. Benzer sartlar dahilinde, en uzak-imkansiz gorulen kisiler bile asik olabilirler birbirine. Benzer sartlar? Bir kadin saticisini kim sever ki? Bir fahise? Evet. Ancak bir fahise.

Konusu itibariyle ‘ intikam - ask’ isleyen Bad Guy, statu ve sosyal iliskiler uzerine hic dusunmedigim detaylari farkettirdi. Bir universite ogrencisi, bir kadin saticisini sevebilirdi. Kotu dedigi adama, kotu denilen kadin olarak eş düşerek.

Bilirsiniz ‘Stockholm Sendromu’nu; birlikte olmayi tercih etmedigi bir kisi tarafindan kacirildiginda, belli bir sure sonra o kisiye asik olan insanlar oldu. Kacirdigi icin kotu adamdi halbuki. Kacirilan ise kacirildigi icin masum. Ama belli surede ayni sartlar ve ortam dahilinde, mantikla tanimlayamayacagimiz ask, orada bile mumkun. Ne tuhaf…Benim gibi yasa ki beni sevebilesin.

Film boyunca konusmayan Hang, sadece bir sahnede konustu. Iste o an irkilsem mi gulsem mi bilemedim. Adamin film boyu surdurdugu karizmasini o ses ile nereye koyacagimi bilemedim. Iste burada soru isaretlerim var. O ses tonu… Filmin basinda o ses tonu yuzunden mi ozur dilememisti kizdan? Bu yuzden mi aslinda konusabilen bir adamin sesini o kadar sahne icinde duymadik? O zaman, sesi duymamiz gereken zaman miydi? Cevaplari ‘evet’ olarak aliyorum.

Eminim filmin sonu izleyen herkesi sasirtacaktir. Yetersiz buldugum buradaki saptamam, fikirlere acik oldugum anlami ile; artik iki karakter de ‘kotu’ idi. Bu, ayni zamanda kadin saticisinin, sevdigi kadini baska erkeklerle paylasmasina cevapti. Bir fahisenin, sevdigi erkegin kendisi uzerinden para kazanmasina da cevap. Onlar yine ‘asik’lardi.

Soundtrack olan sarki  ‘I Tuoi Fiori’yi de paylasayim tam olsun. Etta Scollo’nun sesi, filmdeki sahnelere cok yakismis. Videoyu izlemek ise hikayeyi bir video klip tadinda ogrenmek anlamina gelecek. Iyi seyirler!



darksilenceinsuburbia:

Edmund Dulac. The Haunted Palace’ from “The Bells and Other Poems”, 1912.

darksilenceinsuburbia:

Edmund Dulac. The Haunted Palace’ from “The Bells and Other Poems”, 1912.